HASANKEYF Kimler tarafından ve ne zaman kurulduğu bilinmeyen fakat tarihi boyunca çok sayıda toplumun özenle bıraktığı ayak izlerini taşıyan Hasankeyf'in ismi de şehrin dokusu gibi bu bölgede hakimiyet kuran toplumlar arasında farklılık göstermiş. Süryani kaynaklarda ''Hesna Kepha'', Arapça'da ''Hısn Keyfa'' ve Osmanlı egemenliğinde bugünkü adı olan ''Hasankeyf'''olarak anılmış. ''Mağaralar Şehri'', ''Kayalar Şehri'' gibi anlamlarıyla Hasankeyf, geçmişinde Sümerler, Akadlar, Asurlar, Babiller, Medler, Persler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Artuklular, Mervaniler, Selçuklular, Eyyubiler, Moğollar, Türkler ve bugün bilmediğimiz bir çok toplumu misafir etmiş, her birinden yadigar kalan kültürel mirasa 12.000 yıl boyunca göz kulak olmuş. Hasankeyf; Dicle ve çevre akarsularının yüz binlerce yıllık aşındırma etkisiyle ortaya çıkan doğal kaya kütlesi ve üzerine kurulmuş antik kenti i...
Kayıtlar
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
MUT* ve MUTLULUK ÜZERİNE Tarih adını verdiğimiz şahsına münhasır zaman dilimi ve geleceğin müstakbel tarihinden hatırlarda mavi birer boncuk bırakan, bırakacak olan ''tabir- î caiz'' insanlar. Yaşadıkları dönemden fersah fersah uzakta bile konu oldukları dinletilerde dilleri saygıyla döndürenler. Sözgelimi, birine Johann Sebastian Bach, birine Mevl â na, bir diğerine Marie Curie diyelim. Bizlere yeni bir bakış ve ilham kazandıran insanlar, çoğunlukla birbirine taban tabana zıt karakterler aslına bakarsanız. Peki, dünyamızda ya da uzayda kesiştikleri ve ardından belki de hızlıca ayrıldıkları bir nokta olmalı mı dersiniz? Şahsi bakış açım; bahsi geçen, merakları cezbeden bu zatların uğratıldıkları toz pembe ihanetleri, sırtlarındaki özenle bilenmiş bıçakları, üzeri kusursuzca örtülmüş o zirvedeki acıları içselleştirebilmiş insanlar oldukları yönünde. Tam bu noktada şuursuzca aranmış mutluluklardan ziyade yüzleşilmiş makus talihler söz konusu. Anıl...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
''Yaşadığın uçsuz bucaksız evrende her şeyden bir parçasın'' dedi. ''Parçaların tümünden daha nitelikli, yetkin fakat bütünden daha güçlü değil. Şu dağlar, üzerinden avare avare geçtiğin bu nehir, yüzüne hışımla vuran rüzgar... Hepsinden ayrı ayrı esinlenmiş, özetlenmiş, özümlenmişsin. Tüm kainat sana, sen bir kuş olup öylesine hiçliğe kanat çırpmaya imrenmişsin.'' Floransa-Bolonya treni/ 9Aug16
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Kuyucaklı Yusuf Kaymakam Salâhattin Bey’in önce oğlu, sonra damadı olan ve eli kalem tutmayan Yusuf’u Kaymakamlığa tahrirat katibi olarak tayin ettiği ilk günün sonu gelmiş, birlikte dönecekleri evlerinin yolu tutulmuştu. Bey, kendi kendine söyleniyormuş edasıyla, geçerliliği belki hiçbir çağda değişmeyecek şu cümleleri kurdu: “Bu iş sana göre değil, ama ne yapalım? Biliyorum, canın sıkılacak ama insan yavaş yavaş alışır. Gördün ya, kimsenin bir iş yaptığı yok. Mesele o odanın içinde beş on saat oturuvermekte... Öyle ya, herhalde böyle boş oturmanın da bir hikmeti var. Bir bakarsın, hükümetteki işlerin hepsini eli kalem tutan iki kişi bile çevirir dersin. Lakin o kalabalık olmasa âlem birbirine girer. Mesele memurların yaptığı işte değil, onların mevcut olmasında. Şimdi sen o tozlu odada oturdukça kendi kendine: “Benim burada ne lüzumum var?” diyeceksin. Yanlış!... Mademki sen bir kere hükümet kapısından içeri adımını attın, artık lüzumlusun. Sen olmasan muhakkak bir yerde bir aksa...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Ortalama bir yaşam süresinin sağlıklı geçen üçte bir kısmının sonlarındayım. Tüm çocukluğum boyunca her kuytu köşede aradığım dört yapraklı yoncanın, artık aramayı bıraktığım dördüncü yaprağını saymazsak geriye iki yaprağım kaldı diyebiliriz mesela. Dördüncü yaprak bana ne vaat ediyordu bilmiyorum ama o zaman için ilave bir çeyrek asır değildi. Geleceğim, el yazımla doldurabileceğim boş bir levhaydı, sonunu göremediğim uzun bir yoldu ne de olsa. Hiç kırılmamış, dokunulmamış, yollarında bitmek bilmeyen yol çalışmaları başlamamış. Beni de, trafiğin diğerlerini de İstanbul misali yola çıktığına pişman etmemiş ve daha önemlisi, ‘’her geçen gün daha kalabalık ve çekilmez’’ olduğu henüz tartışmalara dahil edilmemiş. Bir şeyler yazıldı, bir şeyler çizildi. Çeşit çeşit halet-i ruhiyye hakim kılındı. Ama her seferinde levha büyüdü, uzayda yeni bir boyut kazandı. Levhanın boşlukta ne kadar ve nasıl bir yolu olduğu, asırlarca merak edildi. Kara henüz görünmüyor benim açımdan. Fakat ...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Pastırma sıcaklarını ait olmadığı mevsimden kovarcasına esen soğuk akşam rüzgarı, bu akşamın itici tek gücüydü. Sırtını bu güce, yüzünü önündeki yol ayrımına verdi. Biliyordu, seçmesi gereken bir kez daha gitmekti. Bilerek açmıştı gözlerini ve bir kez daha hep bildiği bir şeyi yapıyor olmanın verdiği güven ile ayakta durabilmeyi başardı. Damarlarında gittikçe kıvam alarak akan kanı uzun bacaklarından yorgun topuklarına pompalıyordu. Şimdi hayati olduğunu hissettiği tek fonksiyonu yürümekti, iki yüzlü olan her şey gibi sırtını verdiği yersiz rüzgar da bu eylemi bir kez daha destekliyordu. Kışı bekleyen bir iklim, beraberinde onu da kovuyordu. Kabuğunun şeklini alamamıştı bir türlü; içinde büyümüş, yeşermiş fakat zamanında açılamamış ve gittikçe küçülmüştü. Nihayetinde ne dişe dokunabilir verimli bir meyve olabilmiş, ne de kabuğunu çatlatıp özgür bir tohum haline gelebilmişti. Anlaşılamamış, yok olmaya yüz tutmuştu. Sondan bir önceki cesaretiyle ayağa kalkmıştı, şimdi seçtiği yoldan bir...