Gecenin karanlığı, yazarın kalemine akan siyah mürekkebin karanlık
tiniydi. O tin ki; aynı ruha da sirayet ederek kağıdın ırzına geçilmesini
engellemeyi güç kılan ağır bir suçun birinci dereceden faili. Faili meçhul
yağmurlu bir kış gecesi cinayetinin, yağmurun bile toprağa karıştıramadığı
elleri kanlı tek şüphelisiydi gece. Eğer
yeterince dikkatli bakarsanız, silik bir kadının uçları morarmış memelerinden
aktığına tanık olabilirdiniz. Bir cinayetten doğup, nice gayr-i meşruya analık
eder, ışığı açık kalmış tek odasında Renkli Rüyalar Oteli'nin. Kendisini apar
topar atmayı hayal ettiği görünen en yakın otobandaki, görülen veya rivayet
edilen hiçbir zaman diliminde geçmeyen ve geçmeyecek olan tek umut
tekerleklisine atlayıp deniz gören memleketlere karışmaya hevesli bir fahişe
gibi. Renkli Rüyalar Oteli'nin ışığı sönmeyen tek odasında, belki de on
yıllardır kurulan reankarne bir hayal gibi. Bacaklarından raks ederek süzülen,
verimli topraklara kabul edilmeyip kovulan o son yazdan kalan, ağız sulandıran
Akdeniz turunçgillerinin tohumları gibi. Soyu tükenmeye ramak kalmadan, hiçbir
tür endemik değildir. Kadınlığından ağdalı bacaklarında intikam türküleriyle
yok olmaya uzanan endemik bir türdü cennetinden kovduğun döller, ey kutsal ana.
Karanlık, beyaz çarşafta kalmış hiç aydınlanmayacak geceler kadar
alacakaranlık. İlk düşüşünün acısından akan kanı tanıyan ve asla düşüşten
önceki kadar masum kalamayacak bir sübyan. Annesini hiç tanımamış bir sübyanın,
kendi kanında gördüğü aynı karanlık. Hem varlığı hem yokluğu simgeleyen
imgelerden hep yokluğu seçmiş bir meçhul bilinçdışı gibi. ''Bembeyaz'',
kefenler. ''Kıpkırmızı'', kanlı bir cinayet. Aydınlığı tarafından asırlarca
ihanete uğramış bir gece. Avcı ve yüzyıllarca aç kalmış dişlerin arasına sıkışmış
bir masum meme. Bir ana, bir karanlık. Irzına geçilmiş bir beyaz sayfa.
HASANKEYF Kimler tarafından ve ne zaman kurulduğu bilinmeyen fakat tarihi boyunca çok sayıda toplumun özenle bıraktığı ayak izlerini taşıyan Hasankeyf'in ismi de şehrin dokusu gibi bu bölgede hakimiyet kuran toplumlar arasında farklılık göstermiş. Süryani kaynaklarda ''Hesna Kepha'', Arapça'da ''Hısn Keyfa'' ve Osmanlı egemenliğinde bugünkü adı olan ''Hasankeyf'''olarak anılmış. ''Mağaralar Şehri'', ''Kayalar Şehri'' gibi anlamlarıyla Hasankeyf, geçmişinde Sümerler, Akadlar, Asurlar, Babiller, Medler, Persler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Artuklular, Mervaniler, Selçuklular, Eyyubiler, Moğollar, Türkler ve bugün bilmediğimiz bir çok toplumu misafir etmiş, her birinden yadigar kalan kültürel mirasa 12.000 yıl boyunca göz kulak olmuş. Hasankeyf; Dicle ve çevre akarsularının yüz binlerce yıllık aşındırma etkisiyle ortaya çıkan doğal kaya kütlesi ve üzerine kurulmuş antik kenti i...
Yorumlar
Yorum Gönder