Kendimi ne zaman durgun bir suyun üzerine serbest, aslında biraz da yer çekimini yenmiş olmanın verdiği hafiflikle bıraksam, nefes alışverişimi dinlerim. Suyun altındaki sürrealite ile yaşayabileceğimiz yegane yer olan kara arasında bir elçi olduğumu hayal eder, düşünür dururum. Her soluk alışımda, ciğerlerime hava dolup göğüs kafesim şiştikçe yüzeye, daha yukarı itilir, aynı soluğu derin bir şekilde verdiğimde dibe doğru çekilirim. Hayır, bunu bildiğim basit fizik kurallarıyla açıklamak istemiyorum. Aslında olan şu: Eğer hayat tarafından dibe çekildiğinizi, daha doğru bir tabir ile dibe “itildiğinizi” hissediyorsanız, aslında tek yapmanız gereken bir kez daha güçlü bir soluk almak. Gerisini evren nevi şahsına münhasır yasaları ile halletmeye hazır. Ta ki, anne rahminin ihtişamlı sularından, ilk nefes ile içine daldığımız yaşamdan beri.
HASANKEYF Kimler tarafından ve ne zaman kurulduğu bilinmeyen fakat tarihi boyunca çok sayıda toplumun özenle bıraktığı ayak izlerini taşıyan Hasankeyf'in ismi de şehrin dokusu gibi bu bölgede hakimiyet kuran toplumlar arasında farklılık göstermiş. Süryani kaynaklarda ''Hesna Kepha'', Arapça'da ''Hısn Keyfa'' ve Osmanlı egemenliğinde bugünkü adı olan ''Hasankeyf'''olarak anılmış. ''Mağaralar Şehri'', ''Kayalar Şehri'' gibi anlamlarıyla Hasankeyf, geçmişinde Sümerler, Akadlar, Asurlar, Babiller, Medler, Persler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Artuklular, Mervaniler, Selçuklular, Eyyubiler, Moğollar, Türkler ve bugün bilmediğimiz bir çok toplumu misafir etmiş, her birinden yadigar kalan kültürel mirasa 12.000 yıl boyunca göz kulak olmuş. Hasankeyf; Dicle ve çevre akarsularının yüz binlerce yıllık aşındırma etkisiyle ortaya çıkan doğal kaya kütlesi ve üzerine kurulmuş antik kenti i...
Yorumlar
Yorum Gönder